Türkçe Karakterleri Kapatmak İçin Tıklayın
Etkileyen Sözler...

(Bu yazı, on sekiz yıllık bir öğrenim sürecinin ardından yaklaşık bir aylık düşünce safhası sonucunda, bir haftadan fazla süren bir çalışma ile özel olarak bu web sitesi için hazırlanmıştır.)


  1. "...Anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger.
    -Bir de akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma. Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma; aksi halde kınanır ve kaybettiklerinin hasretini çeker durursun.
    -Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, sadece en güzel niyetle yaklaşın.
    -Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.
    -Zinaya yaklaşmayın; çünkü o açık bir kötülük ve çok kötü bir yoldur.
    -Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.
    -Ölçtüğünüz zaman tamamen doğru ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha iyi, hem de neticesi bakımından daha güzeldir.
    -Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların herbiri yaptıklarından sorumludur.
    -Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara erişebilirsin..."

  2. "İyilikle kötülük bir olmaz... Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur."

  3. "Kim zerre miktarı kadar bir iyilik yaparsa karşılığını görür; kim de zerre miktarı kadar bir kötülük yaparsa karşılığını görür."

  4. "Yetimi sakın ezme, el açıp isteyeni de sakın azarlama."

  5. "...Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı hayır (yardım, sadaka) diye vermeye kalkışmayın..."

  6. "Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi sakın adaletsizliğe sevketmesin. Adil olun."

  7. "Kim sabreder ve affederse, süphesiz bu hareketi yapılmaya değer işlerdendir."

  8. "Sen af yolunu tut, iyi olanı emret ve bilgisizlere aldırış etme."

  9. "Bir topluluk başka bir topluluğu alaya almasın. Belki de alaya aldıkları kişiler kendilerinden daha iyidirler."

  10. "Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Biriniz diğerini arkadan çekiştirmesin."

  11. "İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!"

  12. "Ölçüyü tastamam yapın, eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

  13. "Karşılıklı rızaya dayanan ticaret hali olması dışında mallarınızı aranızda haksız yollar ile yemeyin."

  14. "Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haksız yollarla yemeniz için o malları hakimlere aktarmayın."

  15. "Sevdirin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın."

  16. "...Yumuşak davran ! Gerçekten bu davranış kimde bulunursa onu süsler; kimde bulunmazsa onu da çirkinleştirir."

  17. "Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise iyiliğin tamamından mahrumdur."

  18. "...Asıl pehlivan kızdığı zaman kendine hakim olabilen kimsedir."

  19. "Üç kişi bir yerde otururlarken ikisi fısıldaşarak konuşmasınlar. Çünkü bu davranış üçüncüyü üzer."

  20. "İzinleri olmadan iki kişi arasına oturulmaz."

  21. "Bir kimse bir söz söyleyip sonra (acaba başka duyan oldu mu dercesine) iki tarafına bakındığı zaman, bu söz (dinleyene) emanettir."

  22. "Kişi, o müsade etmedikçe, kardeşinin alış-verişi sırasında o alış-verişe girmesin ve kardeşinin evlenme teklifi üzerine (aynı kişiye) evlenme teklifinde bulunmasın."

  23. "İnsanların en kötülerinden biri de, bir kısım insanlara bir yüzle başka bir kısmına ise başka yüzle görünenlerdir."

  24. "Fakirlere yapılan yardım bir iyiliktir;  akrabaya yapılan yardım ise iki iyilik sayılır: Birincisi akrabayı gözetmek iyiliği, ikincisi de ona yardım etmek iyiliği."

  25. "Haset (çekememezlik) iyilikleri yer bitirir; tıpkı ateşin odunu yiyip tükettiği gibi. Sadaka hataları söndürür; tıpkı suyun ateşi söndürmesi gibi."

  26. "İyi arkadaş güzel koku satan kişiye benzer; ondan sana birşey değmese bile onun kokusundan sana siner. Kötü arkadaş ise körükçüye benzer; sana karasından birşey bulaşmasa bile dumanından bulaşır."

  27. "İnsanlarla yaptığı işte onlara haksızlık etmemiş, konuştuğunda yalan söylememiş, söz verdiğinde sözünden dönmemiş bir kimse; şahsiyeti gelişmiş, adaleti görülmüş, kardeşi olmak gerekmiş ve arkasından konuşulması yasak olmuş bir kimse demektir."

  28. "İyiliğe sebep olan, onu yapan gibidir."

  29. "İlim Çin`de de olsa alınız..."

  30. "Sizden birisi bir kötülük görünce onu eli ile değiştirsin, buna gücü yetmezse dili ile değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile bu durumu kötü görsün..."

  31. "`İnsanlar iyi olur, iyilik yaparlarsa biz de iyi olur iyilik yaparız; haksızlık yaparlarsa biz de haksızlık yaparız' diyen kişilerden olmayın. Aksine siz kendinizi insanlar iyi olurlarsa iyi olmaya; kötü olurlarsa haksızlık yapmamaya alıştırın."

  32. "Güçsüzün incitilmeksizin hakkını alamadığı bir toplum yücelemez."

  33. "İş ehil olmayana verilince kıyameti bekle!"

  34. "Herhangi birinizin elinde bir fidan varken, kıyamet kopacak olsa bile onu hemen diksin."

  35. "Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur."

  36. "Siz erkeklerin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır."

  37. "Sizin en iyiniz, kadınlarına karşı en iyi olanınızdır."

  38. "Tokalaşın ki kin gitsin; hediyeleşin ki birbirinizi sevin ve düşmanlık gitsin."

SONUÇ:
A-) Söylediği bu sözler, gelmesine aracılık ettiği inanç sisteminin bazı yapı taşlarını oluşturan kişi 571 yılında doğdu. Çevresindeki insanların sevgisini ve güvenini kazanarak büyüdü. Daima örnek ve saygıdeğer bir hayat yaşadı, hiçbir kötülük ve ahlâksızlık ithamına maruz kalmadı. Aksine onu tanıyan insanlar ondan bahsederken ismine "Emîn (Güvenilir)" sıfatını eklediler ve öyle çağırdılar. O 610`lu yıllarda bu sözleri söylemeye ve insanlara ulaştırmakla görevlendirildiğini söylediği inanç sistemini yaymaya başladı.
O, savunduğu bu ilkeleri başka bir insandan öğrenmedi. Kendisi doğmadan babasının, altı yaşında iken ise annesinin vefatıyla tamamen yetim kalmıştı. Önce dedesi sonra amcası tarafından büyütüldü. Çobanlık yaptı, amcasıyla ticaret kervanlarına katıldı. Öncelikle okuma yazması yoktu. Sonra bulunduğu toplumda okuma yazmayı bilenlerin sayısı 15-20 kişi kadardı. Savaşların ve baskınların yoğun yaşandığı ve genelde göçebe bir kabile hayatının sürüldüğü bu devrede herhangi bir okul da yoktu.
O zamanlarda, onun getirdiği ilkelerin çoğunun aksine güçlünün haklı olduğu bir devir yaşanıyordu. Hernekadar o zamanki insanlarda da vefa, cömertlik ve cesaret gibi bazı güzel nitelikler varsa da; kabileler birbirlerine karşı tuttukları kin ve düşmanlık içinde yaşıyorlar, savaşacak düşman bulamazlarsa kardeşleri ile savaşıyorlardı. İçki, kumar, fuhuş son derece yaygındı. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek gibi insanlık dışı uygulamalar vardı. Kadın tüm işlerinde erkeğin yardımcısı olduğu halde çoğu haklarından mahrum bırakılmıştı. Erkek sınırsız olarak, istediği kadar kadınla evlenebilirdi. Bazen kadın kocası ölünce, eşya ve hayvanlar gibi miras kalırdı. Hatta bazı erkekler bazı yiyecekleri kadınlarına yasaklamışlardı. Yıllarca süren kan davaları, köleler ve tanrı diye tapılan yüzlerce put yine bu devrin en önde gelen motiflerindendi. İnsanlar elleriyle yaptıkları putlara , taşlara ve hatta ekmeğe tanrı diye tapar, acıkınca da bunu yerlerdi.
Bu zamanda insanlar iyinin tanımını yaşadıkları toplum ve hayat şartlarına göre sadece kendi vicdanlarında ve akıllarında buluyorlar ve ona göre davranıyorlardı.
Bu arada bahsettiğimiz bu bölgede uzun zaman önce gelmiş İbrahim adlı bir peygamberden kalan bazı güzel nitelikleri yaşamaya çalışan çok az sayıda insan da vardı. Onlar kızlarını öldürmüyor, putlara tapmıyor, içki, fuhuş ve kumardan uzak duruyorlardı.
Aynı zaman dilimi içerisinde yaşayan bazı önemli devletlerden Bizans İmparatorluğu`nda da durum pek iç açıcı değildi. Burada da kumar, içki, fuhuş ve ahlâksızlık yaygın bir halde idi. Kölelik, en kötü şartlar altında uygulanıyor, köleleler eşyadan farksız bir muamele görüyorlardı. Hür kişiler de bir bakıma köle gibi bir hayat yaşıyorlardı. Kadınların durumu, aile ilişkileri ve hak anlayışı çok vahim bir haldeydi. Yine Sasani İmparatorluğu ve Mısır`da da özellikle bazı hükümdarların zamanında aşağı yukarı benzer bozukluklar görülüyordu.
Buralarda özellikle hak kavramı çok zedelenmişti. İnsanlar borcundan dolayı köleleştiriliyor, hür insanlar da baskıcı yöneticilerin emri altında köleden farksız bir şekilde çalıştırılıyorlardı.
Kısacası artık insanlık -gecenin en karanlık vaktinin sabaha en yakın zaman olup aydınlanmak için güneşi beklemesi gibi- kendi üzerine doğacak ve uzun zamandır unuttuğu hâk, adalet, insan hakları, iyilik, doğruluk, güzel ahlâk gibi kavramları kendisine yeniden öğretecek bir öğretmeni bekliyordu...
Ve 610`lu yıllarda günlerden birgün bu öğretmen aldığı ilk vahiyle insanlara bir uyarıcı, bir müjdeleyici, bir rahmet ve bir şahit olarak çıkageldi... Evet... Bu öğretmenin adı Hazreti Muhammed Mustafa idi (Allah`ın selamı onun üzerine olsun)...

Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik...(Enbiya Suresi, Ayet 107)

B-) Evet O, yukarıda anlattığımız şartlar içinde birgün çıkageldi ve onun gelmesine aracılık ettiği sistem -yani İSLAM- o çağda, artık inanılacak ve tapılacak varlığın bir ve tek olan Allah olduğundan, adalete ve hakka uymaktan, fakirlere yardım etmekten, yetimi korumaktan, komşu ve akrabaya iyilik etmekten, kadınlara ve çocuklara iyi davranmaktan, kadınların da erkekler üzerinde hakları olduğundan, anne babaya iyilikten, kölelerin de bir evlat gibi kabul edilmesi gerektiğinden, insanın iyi ahlâklı olmaya çalışması gerektiğinden, yapılan hiçbir iyilik veya kötülüğün karşılıksız kalmayacağından ve hatta hayvan haklarından bile bahsetmeye başladı.
O`nun zamanında ve O`ndan önceleri mutlaka savunduğu bu ilkeleri bilen ve hayatında uygulayan bazı sıradan insanlar da vardır. Ancak yukarıda anlatmış olduğumuz gibi O`nun yaşadığı şartlar altında ve O`nun gibi azimli, cesur ve iddialı bir şekilde, tamamen başarıyı hedefleyerek; gerekirse taşlanmak, yaralanmak, arkadaşlarını, can dostalarını kaybetmek ve savaşmak pahasına bu ilkeleri başka kimse savunmadı, savunamadı. Şüphesiz O`nun bu azmi, mücadelesi ve en sonunda kazandığı büyük başarı, O`nun herşeyin tek sahibi olan Yüce Allah`ın gerçek ve en son elçisi olmasından kaynaklanıyordu.

C-)Bir de şöyle düşünelim; bu insanın derdi ne idi ki, savunmaya kalkışacağı bu ilkelerin çoğunun tersinin uygulandığı bir devirde, rahat rahat evinde oturmak veya diğerleri gibi sadece kendi işi ile uğraşıp suya sabuna dokunmadan hayatta kalma mücadelesi vermek varken; neden kalkıp da tek ve ortaksız bir Allah`ın var olduğuyla, yetim ve fakirlerin korunmasıyla; adalet, hak, temizlik, iyilik, güzel ahlâk gibi kavramlarla uğraşmaya başlamıştı.
O`na ne idi yetimin horlanmasından, O`na ne idi dilencinin azarlanmasından, O`na ne idi bir insanın haksızlığa uğratılmasından, O`na ne idi tüm dünyayı acımasızca sarmış ve insanlık tarihine kara bir leke gibi oturmuş kölelik kurumunun acımasızlığından.
Ne gerek vardı: "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." demesine; ne gerek vardı: "Kardeşine güleryüz göstermen, yükünü yüklemesine yardım etmen sadakadır (iyiliktir)." demesine, ne gerek vardı: "İşçinizin ücretini teri kurumadan verin." demesine ve ne gerek vardı kölelik tam da alıp başını gitmişken şunları söylemesine: "Kim bir Müslüman köleyi hürriyetine kavuşturursa onun her organına karşılık, kendisinin de birer organını Allah ateşten kurtarır." "Köleler sizin kardeşleriniz ve yakın adamlarınızdır. Allah onları sizin hizmetinize vermiştir. Kimin kardeşi hizmetinde ise ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara yapamayacakları işleri buyurmayın, eğer buyurursanız yardım edin."
Ne istiyordu bu insan? Para mı, mevki mi, başka birşeyler mi? Hayır. Nitekim bu ilkeleri savunmaya başlayıp taraftarlar bulması üzerine bulunduğu şehrin zengin ve önde gelen insanları O`nu savunduğu bu ilkelerden vazgeçirmeye çalıştılar. Başaramayınca baskı ile amcasını aracı yaptılar. Kendisine gelen amcasına O, şu tarihi cevabı verdi: "Ey amca, Allah`a yemin ederim ki; güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar yine bu işten vazgeçmem. Allah bu dini hakim kılıncaya, ya da bu yolda ölünceye kadar çalışırım."
Şehirdeki karşıtları bunda başarılı olamayınca direk kendisine geldiler ve şöyle dediler: "Ey Muhammed! Senin için yapabileceğimiz son şeyleri bildirmeye geldik. Bunları da kabul etmezsen artık günah bizden gider. Araplar arasında kendi kavmine senin getirdiğin şeyleri getiren birini görmedik. Atalarımızı (yanlış yoldaydılar diye) kötüledin, dinimizi ayıpladın, putlarımıza hakaret ettin, bizi ahmak yerine koydun, birliğimizi parçaladın. Başımıza bundan büyük bir bela getiremezdin. Bundan maksadın ne? Mal istiyorsan aramızda mal toplayıp verelim, en zenginimiz sen ol. Mevki istiyorsan seni başımıza reis yapalım, istediğin kızı da sana alalım. Yok eğer ruhî bir hastalığa yakalanmışsan,  seni doktorlara götürelim ve seni kurtarmak için her türlü fedakarlığa katlanalım."
Bunun üzerine O, şöyle dedi: "Benim, sizin söylediklerinizle hiçbir alakam yoktur. Ben bu haberleri, ne sizin mallarınızı elde etmek, ne de başınıza kral olmak için getidim. Ancak, Allah beni sizlere peygamber olarak gönderdi. Bana bir kitap (Kur`ân) indirdi. Sizi Cennet`le müjdeleyip; Cehennem`le korkutmamı istedi. Ben sadece Allah`ın emirlerini sizlere ulaştıran bir nasihatçıyım. Eğer benim getirdiklerimi dinler ve kabul ederseniz, bu size dünya ve ahiret azığı olarak yeter. Reddederseniz bana düşen, Allah aramızda hükmünü verinceye kadar O`nun emirlerini insanlara ulaştırmaya devam etmektir."
Bundan sonra da bütün baskı, yıldırma girişimleri ve işkencelere rağmen O, bu ilkeleri savunmaya devam etti ve sonunda hedeflenen başarıya ulaştı.
İşte burada belirttiğim noktalar da bize şunu gösterir ki; bu insanın bu ilkeleri canı pahasına savunması; yetimi, fakiri, adaleti, güzel ahlâkı, iyiliği, insan haklarını kendine dert edinmesi, onun her şeyin sahibi ve yaratıcısı olan Yüce Allah`ın en son ve gerçek peygamberi olmasından kaynaklanmaktadır... Bunda hiçbir şüphe yoktur...

D-) O, aşağıdaki sözleriyle kendisini ve getirdiği inanç sistemini şöyle misallendirdi:
*"Benim ve getirdiğim ilkelerin misali şöyledir: Bir adam kavmine gelir ve der ki: `Ey kavmim! Saldırmak üzere size doğru gelmekte olan bir orduyu gözlerimle gördüm. Sizleri açıkça uyarıyorum. Hemen kaçıp kurtulun.' Bunun üzerine kavminden bir grup insan ona inanır ve hemen gece kaçmak üzere yola çıkar, rahatça gider ve kurtulurlar. Buna karşılık kavmindeki bir diğer grup insan ise ona inanmaz ve oldukları yerde sabahlarlar. Fakat sabah vakti düşman ordusu onlara aniden baskın yapar ve hepsini öldürerek köklerini kazır. İşte bu olay, bana inanarak getirdiğim ilkelere uyan insanlarla; beni reddederek getirdiğim bu hak ilkeleri yalanlayan insanlara bir misalidir."

*"Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misâli, şu adamın misâli gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir tuğla yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): "Bu eksik tuğla konulmayacak mı?" der. İşte ben bu tuğlayım ve ben peygamberlerin sonuncusuyum."
Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misâli, şu adamın misâli gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir tuğla yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): Bu eksik tuğla konulmayacak mı? der. İşte ben bu tuğlayım ve ben peygamberlerin sonuncusuyum.

*"Muhammed`in misali şuna benzer: Birisi bir ev yaptırmış ve içinde bir ziyafet düzenlemektedir. Bunun için insanlara davetçi gönderir. Kimler bu davetçiye uyarsa eve girer ve ziyafetten yer; kim de ona uymazsa eve de giremez, ziyafetten de yiyemez...O ev Cennet`tir, davetçi de Muhammed`dir. Her kim Muhammed`e itaat ederse Allah`a itaat etmiştir. Her kim de Muhammed`e asi olmuşsa Allah`a asi olmuştur."

*"Allah Teâlâ'nın benim ile gönderdiği hidayet ve ilimin misali bir araziye bolca yağan yağmura benzer: Yağmur alan bu arazide bir kısım vardır ki burası yağmur suyunu kabul eder (içine çeker) ve üzerinde bol bol bitkiler, otlar yetiştirir. Arazinin ikinci bir kısmı vardır ki, orası yağmur suyunu biriktirir. Biriken o yağmur suyundan Allah, insanları faydalandırır; insanlar ondan içerler, hayvanlarını ve arazilerini sulayarak ekin ekerler. Bu arazinin üçüncü bir kısmı da vardır ki suyu ne üzerinde tutar, ne de üzerinde bitki yetiştirir."
Allah Teâlâ'nın benim ile gönderdiği hidayet ve ilimin misali bir araziye bolca yağan yağmura benzer: Yağmur alan bu arazide bir kısım vardır ki burası yağmur suyunu kabul eder (içine çeker) ve üzerinde bol bol bitkiler, otlar yetiştirir. Arazinin ikinci bir kısmı vardır ki, orası yağmur suyunu biriktirir. Biriken o yağmur suyundan Allah, insanları faydalandırır; insanlar ondan içerler, hayvanlarını ve arazilerini sulayarak ekin ekerler. Bu arazinin üçüncü bir kısmı da vardır ki suyu ne üzerinde tutar, ne de üzerinde bitki yetiştirir.
(Büyük İslam alimi Gazzâlî, Hz. Muhammed (s.a.v)'in bu hadisinde birinci kısmı [hidayet ve] ilimden kendileri yararlananlara, ikincisini bunlardan başkalarını da faydalandıranlara, üçüncüsünü de bu ilk iki faziletten de mahrum olanlara benzettiğini belirtmiştir.)

E-) Hz. Muhammed (s.a.v) insanlardan neler yapmalarını istiyordu?
O, insanlardan gelmesine aracılık ettiği din olan İslam`ı kabul etmelerini ve gereklerini yerine getirmelerini istiyordu. Bunun için ilk sırada "İman" yani inanmak geliyordu. İman ise şunlardan ibaretti:
1-Allah`ın bir ve tek olduğuna, hiçbir ortağının bulunmadığına inanmak,
2-Allah`ın melekleri olduğuna inanmak,
3-Allah`ın çeşitli peygamberlere göndermiş olduğu kitapların tümüne inanmak (Yani Hz. Adem, İbrahim gibi bazı peygamberlere verilen bazı sayfalar ile Zebur, Tevrat, İncil ve Kur`an`a inanmak.),
4-Allah`ın göndermiş olduğu bütün peygamberlere inanmak,
5-Ahiret gününe ve öldükten sonra dirilmeye inanmak,
6-Kadere inanmak.

İmanın ardından şu beş temel ibadetin öncelikle ve devamlı yerine getirilmesini istiyordu:
1-Allah`tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Hz. Muhammed Aleyhisselam'ın onun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmek,
2-Günde beş kere belirli vakitlerde namaz kılmak,
3-Yaklaşık olarak 85 gr altın değerinde ve ihtiyacından fazla malı olan kişinin en az senede bir kere fakirlere malının 2.5/100`unu zekât olarak vermesi,
4-Senede bir ay Ramazan ayında gündüzleri oruçlu olmak,
5-Yeterli imkân bulunabildiği takdirde Mekke`ye Kâbe`yi hacca gitmek.

Özellikle ilk altısı olmak üzere bu sayılan on bir madde Hz. Muhammed (s.a.v)`in istediklerinin olmazsa olmaz temel noktalarıdır. Bir kişi ilk etapta bunları yerine getirebilir ise Müslüman olmuş ve Hz. Muhammed (s.a.v)`e itaat etmiş kabul edilir.
Birgün Hz. Muhammed (s.a.v)`in yanına çölden uzak mesafelerden, bir adam gelir ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:
"Adam:-Ey Muhammed, gönderdiğin bir elçi bize geldi ve senin kendini Allah`ın elçisi olarak tanıttığını söyledi...
Hz. Muhammed (s.a.v): -Doğru söylemiş...
-Madem öyle, gökyüzünü kim yarattı?
-Allah...
-Peki yeryüzünü kim yarattı?
-Allah...
-Peki, bu dağları kim dikti ve onlarda dilediği tasarrufu yaptı?
-Allah...
-Öyle ise göğü yaratan, yeri yaratan ve bu dağları diken varlık aşkına söyle; seni Allah mı gönderdi?
-Evet...
-Bize gönderdiğin elçin gündüz ve gecede beş vakit namaz kılmamız gerektiğini söyledi.
-Doğru söylemiş...
-Öyle ise seni gönderen aşkına söyle, bunu sana Allah mı emretti?
-Evet...
-Elçin bize mallarımızdan zekât vermemiz gerektiğini söyledi?
-Doğru söylemiş...
-Öyle ise seni gönderen aşkına söyle, bunu sana Allah mı emretti?
-Evet...
-Elçin her sene Ramazan ayında oruç tutmamız gerektiğini söyledi?
-Doğru söylemiş...
-Öyle ise seni gönderen aşkına söyle, bunu sana Allah mı emretti?
-Evet...
-Yine elçin bizden gücü yetenlerin Kâbe`yi haccetmesi gerektiğini söyledi.
-Doğru söylemiş...
-Seni hak din ile gönderene yemin ediyorum ki bu saydıklarımıza ne birşey ekleyeceğim ne de onlardan birşey eksilteceğim. dedi ve arkasını dönerek gitti. Onun arkasından Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle söyledi: "Eğer gerçekten sözünü yerine getirirse, mutlaka Cennet`e girecektir..."

Hz. Muhammed (s.a.v)`in dediğine göre bu olaydaki kişinin imanı ve müslümanlığı da onun ebedî mutluluğa ulaşmasına yetecektir. Hatta O: "Kalbinde bir hardal tanesi kadar iman olanın bile en sonunda Cennet`e girebileceğini." söylemiştir. Bununla birlikte Kur`ân-ı Kerîm ve O`nun sözlerinde belirtilen diğer emirlere de uymak Müslümanların görevidir. Bunlara uymak bir Müslümanı daha ilerilere götürecek, onu Allah`ın daha çok sevdiği bir kul yapacak ve onu manevî olarak yükseltecektir. Bu konuda bakınız Hz. Muhammed (s.a.v) ne söylüyor: "Bir kul müslüman olur ve müslümanlığı da güzel olursa, Allah onun önceden işlemiş olduğu her kötülüğü örter. Ondan sonra sıra karşılık vermeye gelir. Burada bir iyilik on katından yedi yüz katına kadar sevapla, bir kötülük ise -eğer Allah affetmemiş ise- yalnızca kendi misli ile karşılanır."

İslam`ın yukarıdaki temel esaslara ek olarak uyulmasını istediği bazı emir ve yasaklar genel olarak şunlardır:
*Bazı Emirler:
-Allah ve O`nun Elçisi Hz. Muhammed (s.a.v)`in emirlerinin hepsine uymak ve itaat etmek. Bu emirler de başta İslâm Dininin kitabı olan Kur`ân-ı Kerîm olmak üzere sonra Hz. Muhammed (s.a.v)`in sözlerinde bulunmaktadır.
-Allah`ı ve O`nun Elçisi`ni sevmek.
-Anne-Babaya iyilik ve itaat etmek.
-Akrabaya iyilik etmek ve bağları koparmamak.
-İlim öğrenmek.
-Temiz olmak.
-Namaz için abdest almak.
-Cuma ve Bayram namazlarını kılmak.
-Zengin olanların Kurban Bayramında kurban kesmesi.
-Bazı durumlarda bütün bedeni yıkayarak abdest almak (Gusül Abdesti).
-Helâl kazanmak, helâl yemek ve giymek.
-Kadınların yabancı erkeklere karşı yüz ve elleri hariç örtünmeleri ve yabancı erkeklerin dikkatini çekmeyecek tarzda bir dış elbise giymeleri.
-Başa gelen bazı istenmeyen olaylar olursa bunlara sabretmek.
-Allah`ın affedeceğine inanarak, günahlarına tevbe etmek.
-Allah yolunda çalışmak (Cihad).
-İnsanlara iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirmeye çalışmak.
-Emaneti korumak.
-Her işte doğru olmak ve haksızlık etmemek.
-Ahlâkını güzelleştirmeye çalışmak.

*Bazı Yasaklar:
-Allah`a ortak koşmak
-Allah`a isyan etmek.
-Haksız yere bir insanı öldürmek.
-Evlilik dışı cinsel ilişki (zina) yapmak.
-İçki içmek.
-Yalan söylemek.
-Kumar ve şans oyunları oynamak.
-Faiz almak ve vermek.
-Rüşvet almak ve vermek.
-Yalan yere yemin etmek.
-İnsanları arkalarından çekiştirmek (Gıybet), onlarla alay etmek, kötü lakap takmak, söz taşımak.
-Domuz eti yemek.
-Yetim malı yemek.
-Hanımının özel günlerinde onunla ilişkide bulunmak.
-Homoseksüellik.

İslam Dini ırk, din, dil ve dönem ayırt etmeksizin bütün insanlığa seslenir. İslam`ın kitabı olan Kur`ân`ın sayfa olarak dizilişinde ilk hitap ve ilk direkt emir bütün insanlığadır: "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin. Umulur ki böylece korunmuş olursunuz. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah`a ortaklar koşmayın." (Bakara Sûresi {2}, Ayet 21,22).
İslam insandan dünyaya sırtını dönmesini istemez; madde ve mânâyı bir bütün olarak ele alır ve ikisine birden sahip çıkar. Hz. Muhammed (s.a.v): "Sizin en hayırlınız dünyası için ahiretini; ahireti için dünyasını terketmeyeninizdir." sözüyle buna işaret eder. Şu ayetler de bu görüşümüzü destekler: "Allah`ım bize bu dünyada da, öbür dünyada da iyilik ver..." (Bakara {2}, 201), "Allah`ın sana verdiğinden (O`nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah`ın sana iyilik ettiği gibi, sen de insanlara iyilik et." (Kasas{28}, 77).
İslam İnsan hayatının maddî, manevî, bireysel ve toplumsal bütün alanlarına rehberlik etmeye çalışır. Bir devlet başkanına olduğu kadar basit bir vatandaşa da; zenginlere olduğu kadar fakirlere de, barış için olduğu gibi savaş için de; manevî mutluluk için olduğu kadar maddî mutluluk ve hatta ticaret için de direktifler verir. En başta bireyin kişiliğini geliştirmeyi hedef alır; her insan Yaratıcısı Allah karşısında şahsen sorumlu olacaktır.1
 Fertlerin üstünlüğü ırk, renk, dil, doğulan yer ve herhangi bir pozitif sosyal statuden dolayı değil; Allah`ın emirlerini en güzel şekilde yerine getiren bir insan olmaktan kaynaklanacaktır.

F-) İslam dininin kitabı olan Kur`ân Hz. Muhammed (s.a.v)`e 610`lu yıllarda gelen ilk vahiyle Allah tarafından Cebrail adlı melek ve daha başka birçok yollar aracılığıyla 23 senede indirildi. Kur`ân`ı oluşturan bu vahiyler Allah`ın bizzat kendi sözleri idi ve insanların anlayacağı bir forma sokulmuş haldeydiler. İlk gelen ayet ve emir: "Yaratan Rabbinin adıyla oku!" idi. İlk zamanlarda genelde Allah`ın varlığını ve birliğini anlatan ayetlerle inanç ile ilgili ayetler geldi. Sonraki zamanlarda da genel olarak ibadetler ve diğer uygulanacak hükümler vahyedildi.
Hz. Muhammed (s.a.v) gelen vahiyleri ezberlemiş oluyor bununla birlikte bu yeni ayetleri hemen vahiy kâtiplerine yazdırıyordu. Bu arada yeni gelen ayetin daha önce gelmiş bulunan kısmın neresine konulacağını da belirtiyordu. Ayrıca arkadaşlarına da bu ayetleri ezberlemelerini ve kendilerinin de yazarak çoğaltmalarını istiyordu.
O ve arkadaşları önceki bazı dinlerin kitapları konusunda insanlığın yaşadığı kötü tecrübeleri bildikleri için Kur`ân`ın bir harfinin bile değişmeden saklanması için çok büyük bir gayret gösteriyorlardı. Hatta Hz. Muhammed (s.a.v) Kur`ân ile karışmasın diye ilk zamanlarda arkadaşlarına kendi söylediği sözleri yazmalarını bile yasaklamıştı. Bırakın Kur`ân`ın yanlış nakledilmesini Hz. Muhammed (s.a.v) kendi söylediği sözleri bile insanlara yanlış ulaştırmayı düşünebilecek insanlar hakkında şöyle demişti: "Bizden bir söz duyup da onu duyduğu gibi insanlara ulaştıranın Allah yüzünü ağartsın. Benim hakkımda kasten yalan konuşan da ateşteki yerine hazırlansın."
Ayrıca her yıl Ramazan ayında Hz. Muhammed (s.a.v) Kur`ân`ın o zamana kadar vahyedilmiş kısmını, vahyin bazı kısımlarını getiren melek olan Cebrail`e ezbere okuyor bu sırada arkadaşları da onu dinliyor ve ellerindeki yazılı nüshalardan takip ederek yazdıklarını ve bildiklerini de kontrol etme fırsatını buluyorlardı. (Bu uygulama günümüzde de her Ramazan ayında özellikle Türkiye olmak üzere bütün İslam ülkelerinde devam etmektedir. Kur`ân`ın hepsini ezbere bilen erkek hafızlar camilerde; kadın hafızlar da evlerinde ve Kur`ân kurslarında onları dinlemeye gelmiş müslümanlara her gün 20 sayfa olmak üzere 30 günde bütün Kur`ân`ı ezberden okurlar. Dinleyenler de Kur`ân`larından onu takip ederler, yanlış okursa düzeltirler. Buna `karşılıklı okuma` manasına gelen `mukabele` adı verilir.) Hz. Muhammed (s.a.v)`in hayatının son senesindeki Ramazan ayında bu okuma işlemi iki kere tekrarlanmış ve O bunun yakında vefat edeceği anlamına geldiğinin farkına varmıştı.
Kur`ân`ın vahyi Hz. Muhammed (s.a.v)`in vefatından bir süre önce sona erdi. Bu süre zarfında da O ve arkadaşları; her gün beş vakit kılınan namazlarında, kendi aralarında, sohbetlerinde devamlı Kur`ân`dan kısımlar okumaya devam ettiler. Dolayısıyla bu durum aynı zamanda Hz. Muhammed (s.a.v)`e Kur`ân`ın doğru saklanıp saklanmadığı konusunda her zaman için ve devamlı bir kontrol imkanı sağladı.
O`nun vefatının ardından ilk Halife Hz. Ebubekir oluşturduğu bir heyetle dağınık Kur`ân sayfalarını bir kitap haline getirdi. Üçüncü Halife Hazreti Osman ise oluşturduğu bir komisyon ile Hz. Ebubekir önderliğinde oluşturulmuş kitaptan yedi tane daha çoğalttı. Daha sonra bunları Hz. Muhammed (s.a.v)`in arkadaşlarının huzurunda okutarak kontrol ettirdi. Sonra bu yeni kopyaları İslam Devleti`nin çeşitli merkezlerine gönderdi ve bundan sonra bunların esas alınmasını istedi.
Ne kadar güzel bir durumdur ki bugün bu kopyalardan birisi İstanbul Topkapı Sarayı`nda bulunmaktadır. Bir diğeri de -birkaç sayfa eksiğiyle- Taşkent`te bulunmaktadır. Çar dönemi Rus hükümeti bu kopyanın bir tıpkı basımını yaptırmıştır. Onu incelediğimizde, bu metin ile günümüzdeki Kur`ân`lar arasında hiçbir farklılık olmadığını görüyoruz. İlk ve daha sonraki yüzyıllardan kalma tam veya parçalar halindeki diğer el yazması Kur`ân metinleri için de aynı uygunluk sözkonusudur.2 Alman misyonerleri aralarında fark aramak üzere el yazması Kur`ân`ların yüzlercesinin fotokopisini alıp bir araya toplamışlar fakat hiçbiri arasında bir fark bulamamışlardır.
Günümüze baktığımızda ise Kur`ân, milyonlarca hafızın zihninde, milyarlarca kitapta basılı halde, mikrofilmlerde, bilgisayarların hard disklerinde, kasetlerde, CD-Rom`larda ve birçok internet sayfasında ilk günkü şekliyle yazılı durumdadır. Dolayısıyla artık bozulmasına imkân kalmamıştır. Bu durum da bizlere şu Kur`ân ayetindeki Allah sözünün nasıl gerçekleştiğine tanıklık etmektedir: "Muhakkak Kur`ân`ı biz indirdik ve onu biz koruyacağız." (Hicr Suresi {15}, Ayet 9)
Kuranın bazı özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
---Kur`ân diğer ilâhî kitaplardan farklı olarak toptan değil; 23 senede parça parça zamanın ve olayların akışına göre inmiştir.
---Kur`ân en son kitaptır. Ondan sonra başka bir kitap gelmeyecektir. Getirdiği hükümler kıyamete kadar geçerli olacaktır.
---Kur`ân Hz. Muhammed (s.a.v)`in peygamber olduğunu gösteren ve hâlâ devam eden en büyük mucizesidir.
---Kur`ân`ın mucizevî bir üstünlüğü de kolayca ezberlenebilmesi ve Arapça bilmeyen insanlar tarafından bile okumasının kolayca öğrenilebilmesidir. Bugün dünyada Kur`ân`ı baştan sona ezbere bilen milyonlarca hafız vardır ve her geçen gün sayıları artmaktadır. (Ben de birgün Allah`ın sevdiği bir hafız olmayı istiyorum ve bu konuda siz değerli ziyaretçilerimin de duâlarını bekliyorum.)
---Kur`ân`ın dili şu an konuşulmakta olan Arapça`dır. Yani günümüz Arapçasını öğrenen bir kişi hemen onun manasını anlamaya başlayabilir. Ama meselâ başka dillerde sıradan bir insanın o dile ait 1400 yıl önceki bir metni okuyarak anlaması imkânız gibi birşeydir. Kur`ân`ın bu özelliği de çok önemlidir. Çünkü orjinal dilinden başka yeni bir Arapça tercümesini yapmak gerekmemiş ve bu yönden de hiçbir değişikliğe uğramamıştır. (Bana göre Kur`ân ve İslam Dini`nin güzelliği ve doğruluğu Arap diline bir istikrar kazandırmış ve bunlar Arapça`nın çoğu dilin başına gelen bozulmayı yaşamasını büyük ölçüde önlemiştir.)
---Kur`ân Arapça metni açısından da eşsizdir. Onun indiği zamanda Arap şiiri çok ileri bir seviyede idi. Bazı Arap şairleri Kur`ân`ı duyunca, güzelliğine hayran kalmış ve şiirlerini de yırtarak İslam`ı kabul etmişlerdir. Ayrıca Kur`ân`ı dinleyen ve mânâsını hiç anlamayan bir kişi bile ondan etkilenmekte ve gözyaşları dökebilmektedir.
---Kur`ân mânâsı açısından da mucizedir. "Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı yanlışa uyanlar kuşku duyarlardı. (Ankebût Sûresi {29}, 48) ayetinde de belirtildiği üzere, okuma yazma bilmeyen bir Peygamberin, günümüzden 1400 yıl önce, bilimsel araştırmaların pek de olmadığı bir çağda getirdiği bir kitapta örneğin Fransız denizci Kaptan Custo`nun son yıllarda keşfettiği birbirine karışmayan iki denizden bahsedilmesi; ultrason aletinin olmadığı bir çağda bir bebeğin anne karnındaki gelişim safhalarından bahsedilmesi; astronomi çalışmalarının olmadığı bir çağda ayın, güneşin hareketlerinden bahsedilmesi; psikoloji çalışmalarının olmadığı bir çağda insanın psikolojik ve fizyolojik özelliklerinden bahsedilmesi; tarih, sosyoloji ve antropoloji çalışmalarının olmadığı bir çağda geçmiş milletlerle ilgili çeşitli olayların anlatılması gibi birçok konu insanı hayrete düşürmekte ve aciz bırakmaktadır. Yeni bilimsel gelişmeler Kur`ân`ın gerçekliğini her geçen gün doğrulamaktadır.
---Kur`ân`ın bahsettiği bazı konular şunlardır: İnanç, ibadet, ahlâk, hukukî hükümler, nasihat ve tavsiyeler, insanlara mükâfat ve cezaların bildirilmesi, ilmî gerçekler, geçmiş insanlara ait olaylar, duâlar vs.
---Kur`ân`ın taşıdığı gerçekler kıyamete kadar bütün insanların ve çağların ihtiyacını karşılayacak değerdedir. Bilim ondaki gerçeklerle hiçbir zaman çelişkiye düşmemiş ve düşmeyecektir.3 İnsan ona uyduğu takdirde mutsuzluklarından kurtulacak ve huzuru bulacaktır. Çünkü o kitabı herşeyin yaratıcısı, sonsuz bilgi ve kudret sahibi Allah indirmiştir. Nasıl yeni bir bilgisayar programı aldığımızda onu tam kapasite ile ve sorunsuz kullanabilmek için programcısının yazdığı kullanım kılavuzunu okuyorsak; insanı ve evreni sorunsuz tanıyabilmemiz için bunların programcısı Allah`ın gönderdiği Kur`ân`ı okumak gerekir.

Burada son olarak Goethe`nin (1748-1832) `Batı-Doğu Divanı' adlı kitabından Kur`ân ile ilgili bir sözünü vermek istiyorum. Diyor ki: "Kur`ân`ın içinde pek çok tekrarlar vardır. Onu okuduğumuz zaman bu tekrarlar bizi usandıracak sanılıyor, fakat biraz sonra bu kitap bizi kendisine çekiyor. Bizi hayranlığa ve sonunda büyük saygıya götürüyor."

G-) Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hz. Muhammed (s.a.v)`in getidiklerine inanıp müslüman sayılabilmek için, O`ndan önce Allah`ın gönderdiği bütün kitap ve peygamberlere de inanmak şarttır. Hiçbir müslüman: "Ben sadece Hz. Muhammed (s.a.v)`e ve Kur`ân`a inanırım; fakat diğer kitap ve peygamberlere inanmam." diyemez. Veya: "Ben İsa hariç bütün peygamberlere, İncil hariç bütün kitaplara inanırım.", "Musa, Zebur ve Tevrat`ı kabul etmem." diyemez. Müslümanlar bütün ilahi kitapların tahrif edilmemiş ilk hallerine ve bütün peygamberlere iman ederler. Kur`ân`ın bu konudaki bir ayeti şöyledir (Bu ayeti özellikle Türkiye`li müslümanlar hergün gece (yatsı) namazlarından sonra okumayı adet edinmişlerdir. Ayrıca bu ayetin de içinde bulunduğu yaklaşık yarım sayfalık kısmın müslümanlar için özel bir önemi vardır.): "Peygamber ve mü`minler Rabbleri tarafından kendilerine indirilene iman ettiler. Her biri Allah`a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. `Allah`ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz affına sığındık! Dönüş sanadır.' dediler."
Kur`an`da adı geçen peygamberler şunlardır: "Âdem, İdris, Nuh, Hûd, Salih, Lût, İbrahim, İsmail, İshâk, Yakub, Yusuf, Şuayb, Harun, Musa, Davud, Süleyman, Eyyub, Zülkifl, Yunus, İlyas, Elyasa`, Zekeriyya, Yahya, İsa, Muhammed."(Allah`ın selamı hepsinin üzerine olsun.) Müslümanlar bütün bu peygamberleri gönülden sever ve getirdiklerine iman eder.


ŞU AN YAZININ ORTASINDASINIZ. DEVAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYINIZ.




Bu sayfa hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi buraya yazarak diğer insanlarla paylaşabilirsiniz:

Bu sayfayı beğenmek ve paylaşmak isterseniz buraya tıklayınız:
Share

Facebook'taki özel sayfamızı beğenmek ve topluluğumuza katılmak için buraya tıklayınız:
- Sitemizin Bütün Bölümlerini Aşağıdaki Linkleri Kullanarak Gezebilirsiniz -
E-kart ve Duvar Kağıtları Site Ana Sayfası 3 Boyutlu Allah (cc) Lafızları
Çiçek Resimleri Allah'ın 99 İsmi (Esmâ'ul Hüsnâ) 3 Boyutlu Hz. Muhammed (sav) İsimleri
Manzara Fotoğrafları Klasik Hat Sergisi 1 | 2 | 3 | 4 | 3 Boyutlu Besmele Çizimleri
Dijital Motifler Sergisi 2 Boyutlu Çeşitli Çizimler 3 Boyutlu Kelime-i Tevhidler
Türk Bayrağı ve M.Akif Ersoy Eserleri İslami E-kart ve Duvar Kağıtları 3 Boyutlu Çeşitli Çizimler
RAMAZAN ÖZEL SAYFALARIMIZ
Bayram Özel E-Tebrik Kartları Ramazan Özel Eserleri Slayt Gösterisi | - | (İngilizce-Arapça Gösteri) 40 Hadis-i Şerif Projesi
Çiçek Resimleri Sergisi: | Versiyon I | - | Versiyon II * YENİ *         | - |         Mobil Duvar Kağıdı Çiçek Resimleri: | Versiyon I | - | Versiyon II * YENİ *
Pembe Güller Kırmızı Güller Beyaz Güller Sarı Güller Karma Güller Kırmızı Laleler Beyaz Laleler Sarı-Kırmızı Lale Karma Laleler Çuha Çiçekleri
Hercai Menekşe Afrika Menekşesi Kırmızı Sardunya Pembe Sardunya Katmer Sardunya Karma Sardunya Begonyalar Mine Çiçekleri Açelyalar Papatyalar
Yıldız Çiçekleri Sümbül-Ortanca Nilüfer-Petunya Küpe-Cam Güzeli Karanfil-Gelincik Gündüz Sefası Zambak 1 - 2 - 3 Karma Çiçekler-1 Karma Çiçekler-2 Karma Çiçekler-3
- Manzara Fotoğrafları Kısmının Alt Sayfaları -
Boğaz Asya Boğaz Avrupa Eminönü Karaköy Beşiktaş Ortaköy Üsküdar Bursa Karadeniz
İstanbul Civarı Sultan Ahmet Beyazıt Fatih Harem Yalova Gaziantep Mekke Medine
- Diğer Linkler -
Site Haritası E-posta - Bize Ulaşın Ziyaretçi Mesajları
Hizmetlerimiz Hakkımızda | Sitemize Link Vermek | - | Sitemize Reklam Vermek |
- Dil Seçimi ve Sitede Arama -
Arabic - Bulgarian - Chinese - Croatian - Czech - Danish - Dutch - English - Filipino - Finnish - French - German - Greek - Hebrew - Hindi - Indonesian - Italian - Japanese - Korean - Latvian - Lithuanian - Norwegian - Polish - Portuguese - Romanian - Russian - Serbian - Slovak - Slovenian - Spanish - Swedish - Turkish - Ukranian - Vietnamese - Türkçe Karakterleri Kapat

Copyright © islamiSanat.net, Artislamic.com. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu dahilinde, bu web sitesinin her hakkı saklıdır. Sitenin içeriğini oluşturan resim ve yazıların internet üzerinde herhangi bir şekilde malzeme olarak kullanılması ve başka bir web sitesine aktarılması yasaktır. Bununla birlikte web sitesi olan ziyaretçiler, beğendikleri eserlerden "en fazla beş tanesini", "eserler üzerinde hiçbir değişiklik yapmamak şartıyla" sitelerinde kullanabilirler. Bu sitenin içeriğini oluşturan resim ve yazıların "ticaret" ve "-ücretsiz bile olsa- genele dağıtım" gibi maksatlarla CD veya diğer depolama araçlarına kaydedilmesi ve herhangi bir materyal üzerine baskı ve kopyasının yapılması yasaktır. Bununla birlikte ziyaretçiler, beğendikleri resim ve yazıları yalnızca kendi "şahsî" ve "ticari olmayan" kullanımları için kayıt ortamlarında saklayabilir, çıktısını alabilirler. Burada izin verilenler dışındaki kullanımlar için islamiSanat.net Eserlerinin Kullanım ve Telif Şartları yazısını inceleyiniz.


Bu sayfayı son yenileme tarihi: 30.Eylül.2004

REKLAM ALANI